1541'i Anlamak

Yeni yazı dizimize hoş geldiniz. Konumuz, COMMODORE 64'e bağlanan disket ünitesi 1541. Gerçi hepinizin 1541'i olmadığını biliyoruz. Ancak böyle kullanışlı bir alete sahip olan okurlarımızı yalnız bırakamazdık. Hem daha disket kullanımına geçmemiş COMMODORE 64 kullanıcıları, belki bu dizimizden sonra fikirlerini değiştirirler, kim bilir? Daha önceki sayılarımızda, yeri geldikçe disket ve disket sürücüsü kullanımı hakkında çeşitli programlar ve yazılar sunmuştuk. Eğer onları dikkatlice okumuş ve incelemiş okuyucularımızdansanız, dizimizi izlemek size hiç de zor gelmeyecektir. Gene de her şeyi adım adım ve en basit seviyeden en üst seviyeye doğru çıkararak anlatacağız. Dizimizin genel bir çerçevesini çizmek gerekirse... İlk bölümde, yani şimdi, kayıt araçlarının geçmişini ve bugününü (biraz da geleceğini), türlerini, yapılarını, farklılıklarını göreceğiz. Bu bize, bir disket ünitesinin ne olduğunu ve nasıl çalıştığını ileride daha rahat anlamak açısından sağlam bir temel oluşturacak. Sonraki bölümleri tamamen VC 1541'e ayıracağız. Disket sürücünüzü kutusundan çıkarmanızdan başlayıp basit kullanımlarıyla devam edeceğiz, LOAD ve SAVE işlemleri gibi. Sonra işin daha incelikli kısımlarına geçip, diskete komut göndermenin yöntemlerini göreceğiz. Sonra sıra gelecek değişik dosya türlerini tanımlayıp kullanmaya. Böylece disket sürücümüzü BASIC yardımı ile nasıl sömürebileceğimizi(!) tamamen görmüş olacağız. Ondan sonra sıra gelecek bilgilerin disket üzerinde nasıl kaydedildiğini görmeye. TRACK ve SECTOR düzenlerini inceleyeceğiz. Haa, sırası gelmişken, bu iki kavramın ne demek olduğunu, eğer bilmiyorsanız, birazdan göreceksiniz. Evet, bu inceleme

Newtronics Co. Ltd.

g i £ 8 s

de bitince, ilk yapacağımız iş bu düzeni BASIC yardımıyla nasıl emellerimize alet edebileceğimizi görmek. Bu arada yaptıklarımızın sonuçlarını daha rahat görmek için bir de “Disket Monitörü” kullanmaya başlayacağız. Disket yapısının ıcığını cıcığını çıkarınca da dizimiz bitecek. Ama ondan sonra da muhtemelen Ayhan Kalaylıoğlu'nun ileri programlama yöntemleri ve makine dili kullanımıyla disket üzerinde neler yapabileceğinize dair yazısı başlayacak. Herhalde çok heyecanlı olacak!.. Artık başlayalım... Bilgisayarların ilk çıkışından bu yana en büyük sorunlardan biri, bilgisayara verilmesi gereken ve bilgisayarın işleyip bize geri sunduğu bilgi yığınlarının nasıl saklanacağıdır. Bunun için ilk kullanılan şeyler kağıt ve kart oldu. Tıpkı bugünkü teleks makineleri gibi, şeritler veya kartlar üzerine delikler delerek bilgisayarla haberleşme yapılıyordu. Bu kartlar günümüzün bilgisayar terminallerinin ve programlarımızı sakladığımız kayıt araçlarının yerini tutuyordu. Ana işlem ünitesine programları göndermek için, program önce özel aletlerle delikli kartlara geçiriliyor ve bu kartlar bilgisayara bağlı bir okuyucu makinaya takılıyordu. Bilgisayar da programı, tıpkı bugün kaset veya disketten yaptığı gibi, kartlardan okuyordu. Ve gene tıpkı bugün kaseti veya disketi sakladığınız gibi, o günlerde de çekmeceler dolusu kart saklanıyordu. Tüm bu zahmetli günlerin üstünden sadece 20 yıl gibi kısa bir süre geçti. Sonra günün birinde manyetik özelliklerin kullanılması akla geldi. Manyetik bir yüzeyin üzerine gene manyetik bir kafayla bilgiler yazılıp, yüzey üzerindeki parçacıkların manyetik yönünü algılayan bir kafayla da bilgi okunabilirdi. Bunun gerçekleşmesi bir devrim oldu. Artık daha az bir alan üzerine çok daha fazla bilgi saklanabiliyordu. Gerçi bu bilgi miktarı günümüz kayıt araçlarının yanında çok küçük kalıyordu ama gene de o dönem için çok büyük bir gelişmeydi. Manyetik araçların ilki bildiğimiz bantlardı. Ama o zamanlar müzik kasetleri değil de çok daha büyük ve kalın makara bantlar kullanılıyordu. Günümüzde de bu bantların daha hızlı ve gelişmiş olanları, bilgisayar sistemlerinin vazgeçilmez parçalarıdır. Bunun nedeni, RAM veya disket üzerinde aynı miktardaki bilgiyi saklamanın bant üzerinde saklamaktan daha ucuz ve kolay bilgi depolanmasını ve bilgiye daha kolay ulaşılmasını sağladı.

çok çok daha pahalıya çıkması. Bant sistemlerinin başlıca karakteristiği okumanın ve yazmanın aynı sırada yapılması gerekliliği. Bir bilgiyi banda hangi sırada kaydetmişseniz o sırada da okursunuz. Bir dosyanın okunmasını ortada bırakıp başka bir dosyayı okumaya başlamak, sonra eski dosyaya geri dönmek mümkün değildir. Bu tür kayıt biçimine SE- (sıralı) depolama adı verilmektedir. Bu kayıt biçimini değiştiren araçların ilki bir silindirdi (drum). Çapı 40-80 cm. arasında değişen bir silindirin üstü tamamen manyetik bir madde ile kaplıydı. Silindir kendi ekseni etrafında büyük bir hızla dönüyordu. Silindirin üst yüzeyine çok yakın bir uzaklıkta bir okuma/yazma kafası vardı. Silindir yatay dururken, okuma/yazma kafası sağa sola hareket edebiliyordu. Bu hareketin ve silindirin dönmesinin oluşturduğu bileşke hareket, tüm silindirik alanın kullanılmasına izin veriyordu. Bu da, alan üzerindeki herhangi bir noktaya direkt ulaşılmasını sağlıyordu. Bu tür bir ulaşım ise RANDOM adıyla anılır. Ne yazık ki, bu araç çok pahalıya mal oluyordu. Çünkü, mekanik aksam ile silindir birbirine bağımlıydı. Kaset veya bantta olduğu gibi aynı alete değişik silindirler takılıp çıkartılamıyordu. Üstelik hafıza gereksinimi de artmaktaydı. Yeni bir alet bulunmalıydı. Bu kayıt aracından türetilen ve günümüzde de kullanılan bu yeni araçlar ise disk'lerdir. Bunları biraz daha ayrıntılı görelim. Yukarıda bahsettiğimiz silindiri dikey olarak tuttuğumuzu ve bir bıçakla yatay dilimlere böldüğümüzü varsayalım. Ortaya üst üste konmuş yuvarlak plakalar çıkacaktır. Şimdi bu plakaların (veya disk'lerin) her iki tarafını manyetik materyalle kaplayalım ve her iki plakanın arasına iki taraflı okuyup yazabilen bir kafa yerleştirelim. Tüm bu kafaları da ortak bir kola bağlayalım. Bu kolu da aletin motoruna. Ortaya çıkan şekli şematik olarak Figür: 1.1'de görebilirsiniz. Bu yöntemle hem kullanacağımız alanı büyüttük, hem de her kafanın sorumlu olduğu alanı küçülttüğümüz için, plakaların üzerindeki bilgilere erişim süresini kısalttık. Dilerseniz, şimdi de okuma/yazma kafası ile plaka yüzeyi arasında olup bitenleri daha yakın plana alalım. Bu bölgeye yaklaştıkça ilginç bir sonuca varacağız. Bir Jumbo jet için bir dağ ne demekse, küçük bir toz parçası, hattâ parmak izi, daha da kötüsü bir duman parçacığı bile okuma/yazma kafası için aynı anlamı taşır. Figür: 1.2'ye bir göz atın. Okuma/yazma kafası ile disket yüzeyine konabilecek yabancı maddeler arasındaki büyüklük karşılaştırması oldukça şaşırtıcı, değil mi? Bir uçak dağın üstünden geçip gidebilir, ama okuma/yazma kafası için bu söz konusu değil. Önce bu sorunun disk'lerde nasıl çözüldüğünü görelim. Daha sonra disket yapısına geçeceğiz. İlk önce IBM tarafından yapımı gerçekleştirilen ve Winchester adını alan, birden fazla plaka ve kafadan oluşan kayıt aracının çalışması için havaya, ama saf temizlikte havaya gerek vardır. Bu disk'ler düğmeleri kapatılıncaya kadar hiç durmadan (hızlı erişim için bu çok disk'in durması ve kalkması sırasında boşuna zaman kaybı olacaktır) dakikada 3000 dönüş yaparken aralarındaki hava ince bir hava yastığı oluşturur ve okuma/yazma kafaları bu yastık üzerinde yüzerler. Hattâ bu yastığı daha etkili hale getirmek için Winchester'lerde uçak kanatlarındaki flap'ların benzeri düzenekler de yer alır. Kaydın manyetik olarak yapıldığını söylemiştik. O ufacık okuma/yazma kafalarının üzerinde daha da küçük yarıklar vardır ve çok ince tellerden oluşan bir bobin yardımıyla bu yarıkta dünyanın manyetik bilgi yazılması ve okunması doğal olmayan yollarla yaratılan çok güçlü bir manyetik alan yardımıyla gerçekleştirilir.

alanının 1000 katı kadar güçte bir alan yaratılır. Ancak yarık çok küçük ve ince olduğu için bu alan çok uzağa gidemez. Bu nedenle disk yüzeyinin okuma/yazma kafasına çok yakın olması gerekir. Sonuçta bu alanın gücü değiştirilerek disk üzerindeki manyetik madde etkilenebilir ve bilgi disk yüzeyine yazılabilir. Okuma işlemi ise, disk'teki manyetik alanların okuma/yazma kafası üzerinde bir gerilim yaratması sonucu olur. Bu arada kafanın disket yüzeyinden uzaklığı ortalama olarak bir milimetrenin binde biri kadardır. Kafanın kazara disk yüzeyine değmesi veya bir toz parçacığını yüzey üzerinde sürüklemesi çok vahim sonuçlara yol açacaktır. Temizliğin önemi iyice ortaya çıktı. Bu temizliğin sadece disk yüzeyi ve onu saran hava için değil, Winchester'in yapıldığı tüm materyal için geçerli olması gerekiyor. Aracı oluşturan hiçbir parçanın zaman içinde parçacık, hattâ partiküller halinde bile artık yaratmaması gerekir. Burada en büyük sorunu mekanizmanın hareketliliğini sağlayan yağ oluşturur. Bu yağın disk yüzeyine ulaşmaması gerekir. Bunu uzay araçlarının motorlarında da kullanılan bir yöntemle çözmek mümkün olmuştur. Mıknatıslanabilir yağ kullanılarak ve motor aksamını da hafif mıknatıslayarak; yağın çok yüksek dönüş hızlarında bile motordan kopmaması ve durduğu zaman da yerçekimi ile aşağıya akmaması sağlanmıştır. Bir diğer sorun da, yüksek dönüş hızı sonucu aletin içindeki hava hareketinin yaratacağı hava basıncının dışarıdaki hava basıncı ile dengelenmesidir. Bunun için dışarıdan içeriye hava girmesi gerekir. Bu da kirli, yani tehlikeli hava demektir. Bunu önlemek için, aracın tüm hava girişleri sadece saf hava moleküllerini geçirecek kadar küçük delikleri olan bir maddeyle kapatılmıştır. Winchester'lerin daha da ayrıntısına girmeden esas konumuz disketlere dönelim... Winchester'lerde disk'ler bir taneden fazladır ve okuma/yazma mekaniği ile bir aradadır. Aynı mekaniği başka disk'ler için kullanamazsınız. Disketlerde ise durum daha farklıdır. Bu kez elinizde bir tek disket vardır. Mekanik ise ayrı bir aletin içindedir. Dolayısıyla aynı aleti değişik disketler için kullanabilirsiniz. Bu, disket kullanımını yaygınlaştırmıştır. Üstelik disketler disk'lere göre daha az duyarlıdır. Daha rahat taşınabilirler. Ancak her şeyin bir fiyatı vardır. Bir Winchester 120 Megabyte (120 milyondan fazla karakter) bilgi kapasitelerine çıkabilirken, bir disketin günümüzde ulaştığı en yüksek bilgi kapasitesi 1.2 Mbyte'dır. Her ne kadar 10MB'lik disketlerden bahsediliyorsa da, daha bunların pratik kullanımı başlamamıştır. Bu disketlerin kullanımı tek veya iki taraflı olabilir. Bu tamamen disk yüzeyinde manyetik madde olduğu anlamına gelmez. Her disketin her iki yüzü de manyetik madde ile kaplanmıştır. Ancak SS olanlarda sadece bir tek yüzey test edilmiş ve satışa sunulmuştur. DS olanlar ise iki tarafı da kalite kontrolünden geçmiş olanlardır. Bu nedenle SS veya 1S disketleri de iki taraflı olarak kullanabilirsiniz. Ancak diğer tarafın her an sorun çıkarabileceğini unutmayın. 1D veya SD (Single Density) ise, disketin üzerindeki manyetik kaplamanın tek yoğunluklu olduğunu gösterir. 2D veya DD (Double Density) ile de, kaplamanın çift yoğunluklu olduğunu belirtir. Ev bilgisayarları için genellikle SD disketler kullanılır. DD disketler iş bilgisayarlarının kullanımına ayrılmıştır. Bir de HD (High Density) veya QD (Quad Density) adıyla geçen disketler vardır ki, bunlar disket sürücüsüne bağlıdır. Örneğin 1541'in sadece bir tek okuma/yazma kafası vardır. Bu nedenle aynı anda disketin sadece bir tek tarafını kullanabilir. Ancak, COMMODORE 128'in disket sürücüsü, 1571'de iki okuma/yazma kafası vardır. Bu nedenle önü ve arkası aynı anda kullanılabilmektedir. Bu arada bir konuya daha değinelim. Disketlerin üzerinde 1S, SS, 2S, DS, 1D, SD, 2D, DD gibi kısaltmalar göreceksiniz. Bunların anlamlarını verelim. 1S veya SS (Single Sided), disketin tek taraflı kullanım için üretildiğini belirtir. 2S veya DS (Double Sided) ise çift taraflı kullanılabilecek disketleri belirler. Bir noktayı belirtmek istiyoruz. Bir disketin SS olması demek, onun sadece bir yüzeyinin 1.2 MB ve daha yüksek kayıt kapasitelerine ulaşmak için kullanılırlar. Gerek kalite, gerekse fiyat yönünden bize biraz büyük geliyorlar! Şimdi de dilerseniz bir disketin yapısına göz atalım. Figür: 1.3'de de görebileceğiniz gibi disket değişik katmanlardan oluşur. En dışarıdaki disket muhafazasının iç yüzeyi bir tür özel post ile kaplanmıştır. Bu post, disket yüzeyindeki zamanla birikebilecek yabancı maddeleri toplamaya yarar. Böylece okuma/yazma kafası ile disket yüzeyi arası temiz kalır. Disketin asıl önemli kısmı da plak şeklindeki manyetik parçadır. Üzerindeki bilgilerin okunması için, bilginin olduğu bölgenin disket muhafazasında yer alan pencerenin altına gelmesi gerekir.

YANDAN GÖRÜNÜŞ

1- Okuma-yazma kafalarını motora bağlayan ortak kol 2- Her bir plaka için okuma-yazma kafası ve ona ait kolu 3- Ortak eksen 4- Manyetik plakalar 2

1- Okuma-yazma kafası 2- Kir ve toz 3- İnsan saçı 4- Duman parçacığı

Kİ 5- Parmak izi - 6 Manyetik kaplama — ğ 7- Disket

1- Etiket 2- Yazma koruması 3- Orta delik ve kuvvetlendirici halka 4- İndeks deliği 5- Okuma penceresi 6 Oksidle kaplı polyester disk 7- Post 8: Sabitleştirme girintileri 9- Disket muhafazası

Figür: 1.3

Figürde de gördüğünüz gibi bir de indeks deliği var. Bu delik, disketin dönüş hızının disket sürücüsü tarafından tam olarak ayarlanmasını sağlar. Tam bu deliğin altına gelecek şekilde disket sürücüsünün mekaniğinde yer alan bir fotosel, bu deliğin dakikada kaç kere açık olduğunu saptar ve olası hız değişimlerinin hemen düzeltilmesini sağlayacak sinyaller üretir. Ancak 1541'de bu delik hiçbir işe yaramamaktadır. Deliğin üstlendiği senkronizasyon işlemi, 1541'de disketin üzerine belli aralıklarla yazılan manyetik kodlar yardımıyla sağlanır. Bunu daha ilerki bölümlerde göreceğiz. Disketin ortasındaki delik, onun mekanizmanın üstüne tam oturmasını ve dönüş mekanizmasına bağlanabilmesini sağlar. Bu bölgede mekanik sürtünme en üst düzeyde olduğu için, çoğunlukla sert bir kuvvetlendirici manyetik kayıt diskleri fiziksel yapıları gereği ve içindeki bilgiler nedeniyle iyi korunmalı ve saklanmalıdırlar.

halka ile takviye edilmiştir. Eğer disketinizde bu halka yoksa, tehlike sinyalleri çalıyor demektir. Sıra geldi disketin alt ve yan kenarlarında yer alan girintilere. Alt taraftaki iki küçük girinti, disketin mekanizma içinde yerinden kaymamasını sağlar. Yan taraftaki diğer girinti ise oldukça önemlidir. Bu girinti bir başka maddeyle kapatılmadığı sürece diskete bilgi yazılabilir. Ancak burası kapatıldığında, artık disketiniz yazılmaya karşı korunmuş olacaktır. Bunu da disket sürücüsündeki bir başka fotosel algılıyor. Tek taraflı disketlerin arka yüzünü de kullanmak istediğimizde, diğer kenara da bir delik açmamızın nedeni bu. Disketinizi korumak için onu direkt güneş ışınlarından, ultraviyole ışınlarından, aşırı kurak veya nemli ortamlardan, aşırı sıcak veya aşırı soğuk çevrelerden, mıknatıslardan ve meraklı ellerden uzak tutmanız gerektiğini de belirterek disketin fiziksel özellikleriyle ilgili bilgilerimizi tamamlayalım. Sıra geldi, bilgilerin disket üzerindeki mantıksal yerleşimine...

Şimdi, anlatacaklarımızı Figür'ün yardımıyla izlemeye çalışın. Okuma/yazma kafasının sabit durduğunu ve sadece disketin döndüğünü farz edelim. Bu durumda disketin yüzeyinin sadece belli bir kısmı kafanın altından geçecektir. Bu da bir çemberdir. Şimdi kafayı biraz dışarı çekelim. Yeni ve daha büyük bir çemberi okumaya başladık. Ve devam ederek, tüm disket yüzeyinin iç içe çemberlerden oluştuğunu söyleyebiliriz. Bu çemberlerin her birinin genişliği, okuma/yazma kafasının bir kerede kontrol edebildiği genişliktir. İşte bu çemberlerin her birine TRACK adı verilir. Track'ların uzunluğu dışarıdan içeriye doğru kısalır. Bu son cümle aklınızda kalsın, lazım olacak...

Disketlere ve tabii disk'lere de, bilgiler bloklar halinde yazılır. Bir blok genellikle 256 veya 512 byte uzunluğundadır. Bu kadar az bir bilgi için bir track'in tamamının kullanılması affedilmez bir savurganlık olurdu. Bu nedenle her bir track, kendi içinde daha küçük parçalara bölünmüştür. Bunlara da SECTOR adı verilir. Böylece disket üzerindeki herhangi bir blok, track ve sector numaraları verilerek adreslenebilir. Şimdi gelelim bir önceki paragrafın son cümlesinin önemine... Figür: 1.4'de de gördüğünüz gibi track'larla beraber sector'lerin de boyu içeriye gittikçe kısalmakta. Dolayısıyla, her sector'deki bilgi miktarının aynı uzunlukta olduğunu düşünürsek, bilgi kayıt yoğunluğu içeriye girdikçe artacaktır; aynı miktar bilgi daha dar bir alana yazılacaktır. Bunu sağlamak için de, daha içerideki track'lara geldikçe disk veya disket sürücüsü hızını yavaşlatacaktır. Bir başka yöntem ise, ki bu 1541'in izlediği yöntemdir, track'ları ve sector'leri içeriye doğru kısaltmak yerine, track başına düşen sector sayısını değişken kılıp, sector uzunluklarını sabit tutmaktır. Bu durumda, sector'ler Figür: 1.4'deki gibi pasta dilimlerine benzer bir düzen taşımazlar. En dıştaki track'da 30 sector varken en içtekinde sadece 10 sector olabilir. En içteki track ile eksen arasındaki belli genişlikteki bir alan boş bırakılmıştır. Burası artık bilgi yazmaya değmeyecek kadar kısa veya bilgi yazılması riskli bölgelerdir. Bu bölgeler, Winchester'lerde çok daha geniştir. Yüksek kayıt kapasitelerinin kaçınılmaz sonucu olan yüksek kayıt yoğunluğu, bunun nedenidir. Daha iç track'lara yazmak, zaten normalde yüksek olan yazım yoğunluğunu daha da arttıracak ve bilgi saklanmasının riskini arttıracaktır. Ancak daha az bilgi saklayan disketlerde bu tehlike çok küçüktür ve disket yüzeyinin daha geniş bir kısmı kayıt için kullanılabilir. İçeride kalan bu alan, Winchester'lerde bir tür park sahası olarak da kullanılır. Winchester'i elektrikten çektiğinizde, kafa kendiliğinden bu kullanılmayan alanın üzerine gelir ve orada kalır. Bunun nedeni, disk sistemlerinde kafa düşmesi (Head crash) adı ile anılan ve karşılaşan kişi açısından oldukça acıklı sonuçları olan bir olayı önlemektir. Bir disk'in kafası, sert darbeler sonucu manyetik yüzeyin üzerine düşebilir. Bunun sonucu aşikâr... Hiç olmazsa kullanım dışı zamanlarda bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için kafa tehlikesiz bölgeler üzerine çekilir. Şimdi de diskete iyice yakınlaşıp bilgi birimleri olan bit'lerin diskete nasıl yerleştirildiğine bakalım. Figür: 1.5, iki tür kayıt biçimini şematik olarak göstermektedir. En sık rastlanan birinci şeklidir. Her bir track, yanındaki track'dan ince bir ara bölge ile ayrılmıştır. Her disket yüzeyi için bir tek okuma/yazma kafası yeterlidir. Ancak aradaki bölge nedeni ile değerli kayıt alanının bir kısmı kaybolur. İkinci şekil ise, bilgi paketlerinin biraz yatık bir düzende kaydedilmesine dayanır. Birbirine komşu iki track'ın bilgi birimlerinin kayıt edilme eğimi ters yönlerde olacağı için arada boş bir alan bırakmaya gerek kalmayacaktır. Ancak bu sefer de, iki tür eğimi okumak için, her disket yüzeyi için iki değişik okuma/yazma kafası gerekecektir. Eee, her şeyin bir fiyatı var!.. Dilerseniz, biraz da geleceğe uzanalım... Geleceğin kokusu daha bugünden ortaya çıkıyor. Disk, harddisk ve Winchester kullanımı gittikçe modernleşiyor. Hem boyutları küçülüyor, hem kayıt kapasiteleri artıyor, hem de gittikçe hızlanıyorlar. Bizim bugün kullandığımız disketler ise gittikçe tarihe karışmaya başlıyor. En başta 8 inch'lik çapları olan disketler sonra 5 1/4 inch'e dönüşmüştü. Ancak yeni çıkan aletlerde 3.5 inch'lik disketlerin kullanılma oranı gittikçe artıyor. Örneğin Commodore Amiga, Macintosh, IBM'in yeni modelleri gibi. Bu disketlerin en büyük özelliği, oldukça sert bir muhafaza içinde adeta kale gibi korunmaları. Ancak disk sürücüsünün içine soktuğunuzda bir kapak açılıyor ve disket ile kafa arasında bir engel kalmıyor. Çok da küçük oldukları için, kolayca taşınabiliyorlar. En basitlerinin kapasitesi bile bugün kullandığımız disketlerin 2-3 katı kadar. Darbelerden, nemden, ısıdan etkilenmiyorlar.

ÜSTTEN GÖRÜNÜŞ

41- Okuma-yazma kafası 2- Bir Track 3- Bir Sector 4- Kullanılmayan bölge 5- ortak eksen

Figür: 1.4

KAYIT BİÇİMLERİ

1- Bilgi birimleri 2- İki track arası boşluk

3- Birinci track 4- İkinci track

Figür: 1.5

Bunların dışında, CD-ROM adı altında yeni kayıt birimleri de piyasaya sunuldu. Bunların kapasitesi yüzlerce Megabyte düzeyinde. Genellikle iş bilgisayarlarına bağlanabiliyorlar. Büyüklükleri bir plak kadar. Ancak üstlerine 10 ciltlik bir ansiklopedideki tüm bilgileri kaydetmek mümkün. Daha şimdiden Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere, dünyanın ileri ülkelerinde ansiklopedik yayınlar kâğıdın yanısıra CD-ROM üzerinde de çıkıyor. Bu plakların özelliği, lazer ışını tarafından okunmaları. Üstlerinde manyetik hiçbir kayıt yok. Yeni çıkan CD plakları gibi çalışıyorlar. Üstlerinde ancak lazerin görebileceği değişik uzunlukta delikler var. Manyetik olmadıkları için tozdan, mıknatıstan, ısıdan, ışınımdan etkilenmiyorlar. Lazerle okunduğu için aşınma da yok. Hattâ suyun altına bile sokabilirsiniz. Tek kötülüğü, bir kere üzerine yazıldıktan sonra silinememesi ve değiştirilememesi.

Bundan sonra neler olabilir?.. Gelişmiş laboratuvarlarda holografi yöntemlerini veya biyolojik oluşumları temel alan, bir ölçüde beyni taklit etmeye çalışan, günümüzde hayal etmesi bile zor kapasite ve hızlarda çalışabilecek kayıt ürünleri ve yöntemleri tasarlanmaktadır. Sonuçlarını görmemiz hiç de uzun sürmeyebilir!..

N Tr RE

Track

1541'İN TRACK DÜZENİ

Track 2

Track |35