Disiplin ve Melankoli
Retro bilgisayarAslında belki yay burcunu da vaktinde yazmamam, bu noktaya kadar ertelemem gerekiyordu. Kış burçlarının ortak özellikleri daha bir açıkça ortaya çıksın diye... Bir tek kış burçlarında var bu mevsim benzerliği. Bahar, yaz ve sonbahar kendi burçlarında doğan insanlara, kış gibi kendi iklimlerinden bir şeyler katmıyorlar.
koli, bir zamanlar bilgelik işareti sayılırdı. Aradaki dönüşüm tesadüfi olmasa gerek. Biz artık kendi sınırlılıklarımız üzerine düşünmeyi sevmiyoruz. Ya da belki şöyle söylemek gerekiyor: Sınırlılıklar üzerinde düşünmek bize ilginç gelmiyor; kısıtların bize kendimiz hakkında kayda değer herhangi bir şey öğreteceğine inanmıyoruz. Karşılaştığımız herhangi bir konuda, bir işte ya da uğraşta sınırlılık, bir çaba -ya da fırsat- eksikliğidir... Karşımıza çıkan bütün engelleri “henüz aşılmamışlık” parantezine alıyoruz. Herhangi bir sınırın elimizdeki işe ya da kendimize içkin olabileceğini, neredeyse havsalamız almıyor. Tabii ölüm var. Ama o da hayatımızda ne kadar bir yer tutuyor ki! Cenazeleri başka şeyler için fırsat biliyoruz; orada bile biz varız, ölüm yok. İşte belki bu yüzden melankoliyi gençliğe, her şeyin başka bir şeyin provası olarak yaşandığı o ara döneme yakıştırıyoruz. Ölüm hakkında kurmak, kuruntulara kapılmak toyluktur, gençliktir. Gençler, her şeyin dışında, hiçbir yerde durduklarından, gördükleri yalnızca sınırlardan ibaret olabilir. Melankoliktirler. Oysa eskiler için insan, diğer her şey gibi, sınırlarıyla tanımlanan bir yaratıktı. O kadar ki, ölümle birlikte, insanın faniliğini duyarak, yapıp ettiği her şeyin “yeli kavramaya çalışmak”tan ibaret olduğunu kavrayarak yaşamak, hayatın anlamına ulaşmakla eşanlamlıydı. Başlangıcından beri bütün bilgeler aynı şeyi tekrarladı.
Satürn'ün Gölgesi
Onlar da melankolikti. Melankoliyi Satürn'ün gölgesinde yaşamak diye tarif ettiler.
Bilgi, bir zamanlar bilgelik işareti sayılırdı. Arada-
Satürn'ü bilirsiniz. Zaman tanrısı, tanrıların babası, ilk tanrı. Doğurdukça doğurduklarını yutan canavar. Nafileyse her şey, “yeli kavramaya çalışmak”tan ibaretse, zaman içerisinde doğduğundan, zamana mahkûm olduğundan. Zaman içinde var olan her şeyin varlığı eksiklidir: Artık olmadığı hallerini bir biçimde içerdiğini düşünsek bile, daha önünde henüz olmadığı halleri durmaktadır. Bu yüzden varlığının tamamına ancak kendisi tamamlandığında, artık sona erdiğinde kavuşacaktır. İşte Satürn'ün gölgesinde doğan oğlak insanının nüfuz edilmezliği de bütün bunlardan kaynaklanır: Fani olmanın insana dayattığı bütün o karmaşık ve birbirleriyle çelişen sonuçların farkında olmasından. Eninde sonunda bir toprak burcudur. Varlık, bütün zengin çağrışım ve anlamlarıyla birlikte onun için önemlidir. Ve varlığı mümkün kılacak tek şeyin tamamlanmışlık olduğunu bilir. Bu, onun yaşanan an'ın karşısında, kimi zaman ürkütücü boyutlara varacak bir derecede kayıtsız kalabilmesine yol açar. Hiç kimse onun kadar gözlerini yapılmakta olan işin sonucuna, ürünlere dikemez. Ama diğer yandan hiç kimse ulaşılabilecek her tamam-
COMPU-HOBİ COMPU-FOBİ
lanmışlığın ne kadar kısmi ve geçici kalmaya mahkûm olduğunu da onun kadar iyi bilemez.
Gerçi ilk bakışta göze çarpan özelliği disiplinidir, melankolisi değil, ama başkalarına, kendisi gibi olamayanlara nasıl baktığını izleyin. En çok tahammül edemeyeceğini sandığınız anda gözleri parlayacaktır. Hattâ belki de, oğlak insanının başkalarına bakışına egemen olan ifadenin gıpta olduğu söylenebilir. Çünkü o da bilir ya, kendi hayatında neredeyse bir ödev olarak benimsediği disiplinin de bir çözüm olmadığını, onun da nafile olduğunu. Aslında “benimsemek”, “çözüm” gibi kelimeler kullanmak da yanlış. Çünkü onun için disiplin bir seçim sorunu değil, zaman içersinde yaşanacak bir hayatı yaşamanın tek olanaklı biçimidir. Ama elbette o da ister unutabilmeyi. Kendisini büyük tutkulara, ihtiraslara, ihtiraslara değilse geçici heveslere kaptırabilmeyi, aşkın şarabını tadabilmeyi. Ama aşk onun için ancak bir aykırılık olarak varolacaktır. Hayatı neredeyse felsefi bir ölçekte tasarlanmıştır. Katı ve köşeli yüzü hiçbir geçici heyecanın rüzgârıyla dalgalanmaz. Her şeye önceden karar verilmiş gibidir.
Olgunluk Çemberi
Benim çok sevmediğim bir astroloji görüşüne göre, burçlar bir olgunluk çemberi oluşturur. Çocukluğu temsil eden koç burcundan başlayarak, her biri bir öncekine kıyasla daha olgun, yeryüzünün ve gökyüzünün düzenine nüfuz etme bakımından daha evrilmiş bir aşamayı temsil eder. Bu görüşü sevmemem, burçlar alemine bir derecelendirme sokmasından. Bütün derecelendirmeler gibi, olgunluktan söz etmek de, insanların emsalsiz yıldızları arasındaki farkları bir azlık-çokluk ilişkisine indirgiyor. Ama buna karşın, oğlaktan sonra kovayı düşünmeye başladığımda aklım ister istemez olgunluk çemberine gidiyor. Çünkü oğlakla kova arasındaki ilişki, birbirini izleyen herhangi iki burcun arasındaki rastgele ilişki değil. Kovanın yıldızı Üranüs keşfedilmeden önce, yüzyıllar boyunca insanlar Satürn'ün aynı zamanda kovanın da yıldızı olduğunu düşünmüşler. Herhalde -ilk bakışta birbirlerine çok az benzeseler de- bu iki burcun kaygıları arasında bir ortaklık, bir süreklilik sezdiklerinden. Ama eğer oğlak insanı için şu içinde yaşamakta olduğumuz fani ve maddi dünyanın sınırlılığı bir sorunsa, kova insanı, bütün sınırlılıklarıyla birlikte madde dünyayı zaten çoktan terk etmiş gibidir. O kadar ki, kova insanı kendi gövdesinde bile bir konuk olarak bulunuyordur sanki. Gözlerine bakın. Kuşkusuz burçlar alemi içinde, güzel gözler ve etkileyici bakışlar sadece kovaya özgü değildir. Ama diğer bütün çehrelerde gözler sadece çehrenin de değil, bütün gövdenin sözcülüğünü üstlenirler. Çoğu insan için bakışlar, mimikler ve jestlerle de desteklenen bir dildir - gövdenin dili. Oysa kova insanının gözleri içinde yer aldığı gövdenin, çehrenin hiçbir ifadesini paylaşmaz, ne neşesini, ne öfkesini, ne sevgisini. Aksine onlar konuşmaya başladığı zaman, kova insanının yüzüne, hareketlerine sanki bir donukluk gelmiş gibi olur. Gözleri başka bir âlemden haber veriyormuş gibidir - bir tür saf zihinsellik âleminden. Bu zihinselliğinden ötürü kova için, dehanın burcu denmiştir. Kova insanlarının telepatiye, medyumluğa yatkınlığı olduğu düşünülmüştür. Çünkü maddi sınırların, alışıldık kanalların geçerli olmadığı bir dünyada yaşıyor gibidirler. Kendisi de kova burcundan olan bir arkadaşım, kova burcu insanlarının paranoyaya da yatkın olduklarına işaret etmişti. Nasıl olmasınlar ki?! Sakini oldukları zihinsel âlemde, onların kendi kurgularının, kuruntularının mutlaklaşmasının önünde durabilecek hiçbir engel yoktur.
Ancak bu zihinsellik, ille de bir tür aklilik, dengelilik ya da sükûnet olarak anlaşılmamalı. Şiddetli bir ihtiras, bir tutku olarak da var olabilir. Üstelik maddi hiçbir kısıtlılıktan pay almamış, gövdenin zaaflarını taşımayan saf bir tutku. Bu yüzden bir kova insanının öfkesinin ya da sevgisinin hedefi olmak, insanın kendisinde hiçbir karşılığını keşfedemediği, nasıl yankılayacağını bilemediği, bile olmayan çıplak bir enerjiye maruz kalmak gibidir. O