Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 11
için de geçerlidir. Bilgisayarlar programlandıkları her işlevi yerine getirebilirler; ancak program tarafından öngörülmemiş bir durumla karşılaştıklarında, işe insanın karışması gerekir. Ancak kimi araştırmacılar, gelecekte bir tür “bilinç”e sahip makinelerin yapılabileceğini iddia ediyorlar. Bugün için bu imkân daha çok “bilim-kurgusal” bir rüyadan ibarettir. Yine de bu yolda, kendi bozuk devrelerini belirleyip tecrit ederek yedek devreleriyle işlerini sürdürebilen “deneme-yanılmalı-bilgisayarlar”ın yapılma-
sıyla ilk adım atılmıştır. Bilgisayar teknolojisindeki inanılmaz gelişmeler, bazen çok karmaşık makineleri ancak “mürit”lerinin anlayabileceği kanaatini doğuruyor. Oysa bilgisayarlar, özellikle de kişisel bilgisayarlar gibi küçük sistemler, herkes tarafından kullanılabilir. Bu bakımdan bilgisayarların gündelik hayatımızda hesap makinelerinin tabii bir uzantısı olduğu düşünülebilir. Nasıl ki öğrenciler artık hesaplarını bir hesap makinesiyle yapıp, zamanlarının daha büyük bir bölümünü yaratıcı faaliyetlere ayırıyorlarsa, bundan böyle sıkıcı ve tekdüze işlerimizin çoğunu bilgisayarlara devrederek düşünmeye daha çok vakit ayırabiliriz. Örneğin, matematik ödevini yapan bir öğrencinin önce problemi kavraması, sonra da hesaplara koyulması gerekir. İşin bu son kısmının, problemin anlaşılması ve sonucuyla pek bir bağlantısı yoktur. Dolayısıyla bir makineye bırakılabilir. Diyelim ki öğrenci iki kenarını bildiği bir dik açılı üçgenin hipotenüsünü bulmaya çalışıyor. Aşağıdaki bağlantıyı veren Pisagor teoremini kullanmak zorundadır:
a) Hipotenüs-(1. (2. kenar)?
Eğer kenarlar 8 (birinci kenar) ve 4 (ikinci kenar) değerindeyse, sayıları yerlerine koyarak elde edeceğimiz değer: b) Hipotenüs = 8^2 + 4^2 = 64 + 16 = 80 = 8.94 b) Hipotenüs olur. Hipotenüsü bulup soruyu cevaplamak için öğrenci bir sayının karekökünü bulmak zorundadır. Bundan önceki nesil bu sonucu tablolardan okuyordu; bugünün öğrencisi ise sonucu bilgisayarla soracak. Neden böyle olacağına bir bakalım: Problemin çözümü (a) formülündedir; bunu izleyen (b) adımı ise sayısal değerleri bulmak için atılır. Birinci adımı atabilen öğrenci problemi doğru olarak kavradığını ve sonuçlandırabileceğini ispatlamıştır. Gerisi sıkıcı ve pek fazla da manası olmayan bir iştir, dolayısıyla makineye devredilebilir. Şu beş komutun verilebileceği bir makine olsaydı:
“İlk kenarın değerini al ve karesini hesapla (8²)”; “İkinci kenarın değerini al ve hesapla (4²)”; “Bu iki kareyi topla (64 + 16)”; “Çıkan sonucun karekökünü al (√80)”; “Bana cevabı ver (8.9)”;
Bu durumda öğrenci, birinci aşamadan sonra ödevini yapmış olmakla kalmayacak, Pisagor teoremini gerektiren bütün problemler için de bir çözüm hazırlamış olacaktı.
Veriler
İşte bilgisayar tam da böyle komutların verilebileceği bir makinedir. Programlayarak, ona Pisagor teoreminin nasıl çözüleceğini “öğretebiliriz”. Bizim görevimiz, yalnızca ilk defaya mahsus olmak üzere, ona hangi hesapların nasıl yapılacağı hakkında bütün bilgileri sağlamaktır. Ondan sonra, artık makine yapacağı işlemleri biliyor olacağı için, yalnızca kenarların değerlerini vermemiz, sonucu hızla elde etmemiz için yeterli olacaktır.
Bir Bilgisayardan Nerede ve Nasıl Yararlanılmalıdır?
Ancak bütün bunlardan, bilgisayarın her durumda, her tür problemin çözümü için olacağı sonucu çıkmamalıdır. Herhangi bir somut durumda, bilgisayarın yararlı ve kullanışlı olabilmesi şu temel şarta bağlıdır:
Gereken Tüm Veriler
Bilgisayara Verilmelidir
Bu görüldüğü kadar beylik bir kural değildir. Bilgisayarı yeterince tanımayan ve ona çok abartılmış kabiliyetler yakıştıran kişiler bazen çok tuhaf sorular sormaktadırlar. Oysa, her şeyden önce şu hatırlanmalıdır ki, bilgisayar ancak
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 10
Bilgisayarların doğuşunu hatırlatmakta yarar var. Modern bilgisayarların ataları, dört işlemli hesap
BASIC
Öğreniyoruz. Makinelerinin yardımıyla, çok sayıda hesabı kısa sürede yapabiliyorlardı. Ancak yalnızca araştırmacılar tarafından kullanıldıklarından halkın çoğunluğu bunların varlıklarından bile habersizdi. Gerek elektronik teknolojideki ilerlemeler, gerek endüstrinin çok sayıda hesabın üst üste ve güvenilir bir biçimde yapılmasına duyduğu ihtiyaç, bilgisayarların gelişip yaygınlaşmalarına yol açtı. İlk makinelerin başlıca işlevi, zekâ gerektirmekle birlikte, yine de hesap yapmaktan daha karmaşık olan birtakım işleri yürütmekti. Bu makineler bilgi işleyebiliyorlardı; bu yüzden bilgi işlem makineleri diye anılmaya başlandılar. Bugün her iki deyim de, yani gerek “bilgisayar”, gerekse “bilgi işlem makinesi”, eş anlamlı olarak kullanılıyor. Bilgisayarlarla hesap makineleri arasındaki temel fark, bilgisayarların “öğrenme” kabiliyetine sahip olmalarıdır. Bilgisayar, birtakım işlemlerin nasıl yapılacağını “öğrenebilir”, yani “programlanabilir”. Ancak ilk bilgisayarların öğrenme kabiliyetleri tamamen edilgindi; makine öğrenmeye kendinden hiçbir şey katmıyordu. Bu tip öğrenmeyi, (yani programlamayı) şartlı reflekslere benzetebiliriz. Örneğin, köpeğimizi her gün gazete kulübesine gidip bir gazete alıp getirmesi için eğittiğimizde, köpek bütün bu işleri zekânın hiç katkısı olmaksızın, koşullu refleksleri sayesinde yapacaktır. Bu yüzden gazetecinin kapalı olması ya da gazetenin henüz dağıtılmaya çıkmamış olması gibi önceden koşullandırılmamış olduğu durumlarda, köpek ne yapacağını bilemeyecektir. Aynı şey bilgisayarların eğitilmeleri (yani programlanmaları)