64'ler sayı 2, sayfa 24

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 24

Bu belki de kitaplara geçmiş en eski hikâye. Ya da onun gibi bir şey. Ülkenin prensesiyle evlenmek isteyen genç bir adam. Kral onu beğenmiyor ve başından atmak için bir uğraşa gönderiyor. Ve bütün peri masallarının başladığı gibi başlıyor masalımız: Bir varmış, bir yokmuş... Kralının adı Maxim, onun soytarısının adı Jack olan Allegoria adında bir ülke varmış. Fakat işin acıklı tarafı soytarı işsiz kalmış. Çünkü kralın ne de halkının ağzını bıçak açmaz olmuş. Böyle bir durumda soytarı kimi güldürecek. Dertleri de, görünüşe göre, ülkelerinden yürütülüp götürülen bir lambaymış. Lambanın yerine mum kullansalar olmazmış. O devrin insanları bizim gibi medeni değilmiş ki, elektrikler kesilince mum yakmıyorlarmış. Şaka bir yana, o devrin lambaları hep sihirliymiş anlaşılan. Çünkü bu da acayip sihirli bir lambaymış. Çünkü ortadan kaybolur kaybolmaz ülkeyi felaketler sarmış. Ve halkı kıtlık, hastalık kırıp geçirmiş. İster inanın ister inanmayın lambayı bir ejderha yürütmüş. Ne işine yarayacak diye sormayın, çünkü o da ayrı bir sır. Görünüşe göre bütün bu felaketler lamba bulunup yerine konursa sona erecekmiş. Bu arada sarayın arka bahçesinde bizim soytarı Jack kara kara düşünüyormuş. Onun derdi de sevgilisi prenses Grizelda'dan uzakta geçecek günler. Elbette, kral kızını bir soytarıya verir mi hiç? (Demek o zamanlar yerli film seyretmezmiş krallar). Jack ne bir prensmiş, ne de zengin. Üstelik oldukça çirkin ve bir o kadar da aptalmış. Uzatmayalım kral soytarıyı bir kenara çekmiş ve, ya kızımın peşini

KÜÇÜK

beklismek sigyener (sadec

BLACK

bırak ya da git canavarın elinden lambayı al getir demiş.

Kral anlaşılan oldukça uyanık biriymiş. Çünkü Jack bu

ASAR EE BEYE

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.